Mustafa Öztürk: Çağdaş Kadızadeli Vaiz Kumpanyasına Dair


Çağdaş Kadızadeli Vaiz Kumpanyasına Dair

 

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

Yakın Geçmişte Star Açık Görüş’te yayımlanan, “Vaiz ve Cemaat Vesayetine de Hayır!” başlıklı yazımı, “Anadolu topraklarında narenciye ve hububattan daha çok Celali, Babai isyancısının yetişmesi ve bu isyancıların çok kere Şeyh, Hacı, Hoca gibi namlarla temayüz etmesi, akl-ı selim ve sağduyu sahibi herkesin üzerinde durup düşünmesi gereken çok önemli bir meseledir. Vesayet bu ülkenin ve milletin kaderi olmasa gerektir. Tek Parti vesayeti biter, Asker vesayeti başlar; bu vesayet biter bitmez sözüm ona “Vaiz” ve “Cemaat” vesayeti başlar. Bu son olsun; artık yeter!” ifadeleriyle bitirmiştim.
Ne var ki son günlerde, XVII. yüzyıl Osmanlı toplumunda “Kadızadeliler” diye anılan vaizler çetesinin rolüne soyunmuş görünen ve kendisini dinî muhafız alayının başçavuşu gibi gören yeni yetme bir vaizin Kıssaların Dili adlı çalışmamızdan hareketle bizim bazı görüşlerimizi kendine ve ilk dönem Hariciler fırkasının “Lâ hükme illa lillah” ayetini sloganlaştırmasını anımsatan “Hüküm” adlı pespaye dergisine sermaye yapmasından anlaşılıyor ki bu memleketin külhanbeyi üslubuyla vaiz yetiştirmesi maalesef son bulmuyor, bulmayacak. Anlaşılan, Kadızadeli yobazlığı her daim din-iman adına huzur bozup rahatsızlık yaratacak.

Kadızadelilik, “Hz. Peygamber’in anne-babası kâfir değildir; Hızır ölmemiştir; aklî ve felsefi ilimler tahsil edilebilir; kahve ve tütün mamulleri içilebilir” şeklinde görüş beyan edenleri çok ağır bir dille eleştiren, kimi zaman da tekfir eden bir yobazlık tarzı olarak tarihe geçmiştir. Bu yobaz vaizler kumpanyasının alamet-i farikalarından biri camilerdeki kürsülerden halkı tahrik etmek ve aynı zamanda saraya nüfuz ederek devletin gücüne yaslanıp kendileri gibi düşünmeyen insanlara nizam vermeyi marifet bilmektir.
1656’da hamilerinin çoğunun katledildiği Çınar Vakası’nı (Vak’a-yı Vakvakiyye) müteakiben devlet katındaki nüfuzları azalan bu yobaz vaizler çetesi Sadrazam Boynueğri Mehmed Paşa’nın tayin işlerinde vaizlere akıl danışmaya karşı çıkıp tayinleri bizzat kendisi yapmaya başlamasından dolayı Venedik donanmasının Çanakkale Boğazı’nı abluka altına almasını fırsat bilmiş ve bu durumu zulmün, rüşvetin artmasından, bidatlerin çoğalmasından, vezirle müftünün tarikat ehlini himayesinden kaynaklandığı gibi sebeplere bağlayarak halkı kışkırtmaya koyulmuştur.
Yine bu çete Köprülü Mehmed Paşa’nın sadrazamlığı sırasında bir araya toplanarak İstanbul’daki tüm tekkeleri yıkmaya, rastladıkları dervişlere “tecdîd-i îman” teklif edip kabul etmeyenleri öldürmeye, hep birlikte padişaha gidip bidatleri kaldırmak için izin istemeye, selâtin camilerinde tek minare kalacak şekilde diğer minareleri yıkmaya karar vermiştir.

İhsan Şenocak isimli vaiz ve ekürisinin dil, üslup ve söylem tarzının IV. Murad devrindekiki Kadızadelilerden pek farklı olmadığı izahtan varestedir. Kaldı ki bu zatın mail adresinin “kadızade” olması hiç tesadüf olmasa gerektir. Mesele bu vaizin kimliğinden ve kimlere benzediğinden ziyade, memleketin biteviye Kadızadeli yetişmesine çok müsait bir münbit toprak işlevi görmesidir.
Kırk seneden beridir vaaz veren meşhur “ağlak vaiz”in bu ülkeye maliyetinin ne kadar ağır olduğu henüz idrak edilmişken, şimdilerde bir yenisine yol verilmesi ve hemen her platformda “ali kıran baş kesen” üslubuyla konuşması için sırtının sıvazlanıp adeta, “Yürü be koçum, kim tutar seni” denilmesi ve hepsinden öte nüfuzlu mahfillerce himaye ve teşcii edilmesi gösteriyor ki bu memleket “paralelsiz” yapamıyor; belki de alışkanlık sebebiyle hep yeni bir “paralel” üretmek istiyor. Bu yüzden de eski paralelin ruhsatını iptal edip bir yenisine izin ve yol veriyor.

Gerek malum paralel yapının, gerek bu yeni vaiz kumpanyasının bariz alametlerinden biri, kendi işlerini avukata havale edip başkalarının işleriyle iştigal etmektir. Nitekim Gülenci paralel yapı mensuplarının zahirde Allah, din, iman, ahlak, edep derken, batında asıl iş ve meslek olarak milletin yatak odalarını dikizlemek ve yeri/zamanı geldiğinde gizli görüntü kayıtlarını şantaj malzemesi olarak kullanmak gibi iğrenç işlerle iştigal ettikleri artık herkesin malumudur. Şimdiki yeni yetme vaiz ile Mustafa Özcan ve sair ekürisi ise gerek sözde vaazlarında, gerek Hüküm adlı pespaye dergilerindeki yazılarında ([1] ve [2]) sahih dinî düşünceye aykırılık gerekçesiyle sürekli olarak bana ve diğer bazı kişilere “oryantalist, küfür cephesinin müseccel yobazları” gibi ifadelerle tahkir ve tezyif işiyle meşguller. Kısaca, bu ekibin işi gücü, kendilerini “Allah’ın yeryüzü temsilcileri” gibi görüp dinî alanda farklı düşünen insanlara son derece galiz ve sakil bir üslupla hakaret etmekten ibarettir.
Biz kendi işimizle iştigal ederken, bu ekibin bize ait birtakım fikir ve görüşleri kendilerine sermaye edinip dillerine dolaması ve dinî tebliğ adına terbiyesizlik yapmasının muhtemel sebeplerinden biri, kendilerinin Allah tarafından yetkilendirildiklerine ve bu yüzden herkese ayar vermeyi kendilerine vazife bildiklerine inanmalarıdır; ancak bu ihtimal oldukça zayıftır. Bize göre asıl sebep, dinî düşünce çizgisinden hiç hazzetmedikleri kişilerin memleket sathında görünür olması ve halk katında az çok bir ilgiyle karşılanmasıdır ki bu durum söz konusu vaiz ve çevresinde ciddi hazımsızlık ve rahatsızlığa yol açmaktadır.

Bu yüzden de galip ihtimalle, “Hâl-i hazırın Türkiye’sinde mazhar olduğumuz büyük destek ve himayeden dolayı en fazla bizim sesimizin duyulması, bizim savunduğumuz anlayışın mutlak hâkim olması gerekirken, bu adam niçin ulusal televizyon kanallarında sürekli olarak boy gösteriyor; buna kim izin veriyor veya niçin susturulmuyor” diye düşünüp kızmakta ve saldırganlaşmaktalar. Bizimle ilgili karalama kampanyalarında “Tv 24’ün profu” gibi bir kayıt düşülmesinin, kendileri gibi bir dinî anlayışa sahip olduğunu düşündükleri etkili ve yetkili mercilere “Bu adamı artık susturun” mesajı vermeye yönelik olduğu kuşkusuzdur.
Şundan eminim ki şayet ellerinde imkân olsa bu çağdaş Kadızadeli kumpanyası memlekette kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi fikretmeyen herkesi susturmak, gerektiğinde onları bertaraf etmek için şiddete başvurmaktan kaçınmaz. Bunlar bir yandan hasım ve muhalif gördüklerini bertaraf etmenin yollarını ararken, öbür yandan da İslam medeniyeti gibi fiyakalı söylemler üretmeyi sürdürürler.
Belli ki bunların medeniyetten anladığı şey, kendi anlayışını mutlak hâkim kılma ya da herkesi kendi inandıklarını kabule zorlama idealinden ibarettir. Zira Abbasi ve Osmanlı tecrübelerine atfı nazar edildiğinde görülecektir ki İslam medeniyeti denen miras Kadızadeli vaiz üslubuyla ahkâm kesmekle oluşmamıştır.

Böyle bir üsluptan hâsıl olacak tek şey, Şenocak vakasında şahit olduğumuz gibi, alabildiğine ham, kaba bir yobazlık ve sahih din adına küfürbazlık ve tekfir söylemidir ki bu da aslında Sünnîlik postuna büründürülmüş Haricilikten pek farklı bir şey değildir. Bu kumpanya tarafından yayımlanan dergiye “Hüküm” isminin konulması Sünnî görünümlü Hariciliği ima eden bir göstergedir.
Bilindiği gibi, ilk dönem Hariciler, “Peygamberinizin emanetini koruyun” diyerekten gayr-i Müslimlere gayet toleranslı davranıp onları himaye ederken, Abdullah b. Habbab b. Eret gibi bir seçkin sahabiyi yok yere hunharca katledebilmişlerdir. Yine bu Hariciler kendileriyle aynı safta yer alamayan herkesi düşman ve kâfir kabul etmiş, buna bağlı olarak kendilerinin dışındaki Müslümanların kadınlarını ve çocuklarını da esir almış veya öldürmüşlerdir.

Bugün, Şenocak ve çevresince sergilenen tutum da tıpkı Hariciler gibi emir bi’l-maruf ve nehiy ani’l-münker adına kendileri gibi düşünmeyen herkesi tahkir, tezyif ve tekfir etmekten ibarettir. Allahu a’lem, memlekette cinayet suç sayılmasa, bu vaiz kumpanyası muhtemelen Hariciler gibi Allah adına “katl” yoluna başvurmaktan da imtina etmez.
Son bir not olarak, facebook sayfalarında, “Mustafa Öztürk, Cübbeli Ahmet’ten daha tehlikeli” gibi ifadeler paylaşan Erdem Uygan adlı kişinin bizim hakkımızda sürekli olarak zevzevlik yapmasının hiçbir kıymet ifade etmediğini, zira “Sen kim, Kur’an ve tarihsellik meselesinde konuşmak kim?!” demek gerektiğini belirtmeliyim.

Secme Yazilari:

16 thoughts on “Mustafa Öztürk: Çağdaş Kadızadeli Vaiz Kumpanyasına Dair

  1. Keşke Bir Kürk Hayvanı Olaydı da…

    Her zaman aynısını yapar. Kendisini tenkit edenlere karşı aynı zeminde cevap vermek yerine kibriyle ve peşindekilerin, aslında büyük ölçüde sadece köprüyü geçinceye kadar kendisine dayı diyenlerin gazıyla yerlere indirdiği seviyeden dalga geçmeye kalkışır. Sanki kendinden başka eli kalem tutup da onun seviyesine inerek cevap verebilecek biri yokmuş gibi!

    Öyleleri çıkar ki, adamın seviyesini altüst eder de onu girilmeyecek yerlere sokup çıkarırlar. Millet susuyorsa, edebinden susuyordur. Ama dinsizin hakkından gelecek imansızın her daim var olduğu gibi edeplinin de edepsizi vardır, hadsize had bildirmeyi, öksüze/yetime kaftan giydirmek olarak gören, sadaka gibi gören yiğitler olduğu gibi. Daha fenası da çıkar, sanmayın bununla kalır. Adamı olduğu yerde oluşuna, durduğu yerde duruşuna hatta doğduğuna pişman eder.

    Kendisine alçaklıkta, çukurlarda seviye arayan bu adam, alakalı alakasız şeylere takarak, kelime oyunlarıyla, ağız gevelemeleriyle karşıdakini ironik bir şekilde hâricîlikle suçlar, ilmî hayatının belli bir kesitini sırf modern hârîcîlerin şüphelerini izâleye adamış muarızını, haksızlık eder. Ama çıkar onun hakkını gasp edecek olan da…

    Hâsılı kendisi Hârîcî bile değildir, hâriçteki bedbahtların dâhildeki şubesi, bizden görünüp de bizden olmayıp onlardan olan dâhilî bedbahtlardan, bahtsızlardandır.

    Bakmayın siz onun, tek başına bulunduğunda ya da etrafında kendisine ses etmeyenlerden müteşekkil bir grup insan hazır bulunduğu durumlarda esip gürlemesine, bir sempozyumda az-biraz sıkıştırılsa, sesi kısılıverir, gevelemeye, boğaz altından gırıldamaya başlar. Mealcilere vurur; ‘’bunlar besleme müfessir’’ der, ‘’tinerci tefsirci-mealci tipi türettiler de işi ayağa düşürdüler’’ der ama birlikte program stüdyosuna oturduğunda onları yalamaktan da geri durmaz. Birbirlerini yalar dururlar, nasılsa ortak noktaları, ayrışmalarından çoktur, ortaklıklarını sürdürmelerinin vesilesi öküzün ömrü uzun olduğu gibi, o öküzün ölümüne müteakip yerini doldurabilecek pek çok öküzoğlu öküz vardır damda hazır bekletilen.

    Siyaset rüzgârını ve desteğini de almıştır nasılsa arkasına. Mücadele ettim der herkes de etmiştir o kadar ama bir konuda hakkını teslim edelim; F. Gülen aleyhinde erkenden konuşmaya başlamıştır. Siyasi çevreler açısından, bundan başka bir sermayesi, işe yarar bir tarafı da yoktur zaten, paralel yapıya çakmanın revaçta olduğu son dönemde…

    Kimin kayığına binerse, onun türküsünü çağırır. Bazen Kadızâdelerin ahvaline bürünüp onların türküsünü, bazense Sivâsî’lerin ahvâline bürünüp onların türküsünü çağırır. Bir bakarsın sünnet müdafii kesilmiş, bir bakarsın amel-i tevâtür bekçisi, bir de bakarsın ki kudemânın azılı düşmanı…

    ‘’Burası babanızın çiftliği mi?’’ diye başlar ve birbiri ardınca sıralar kudemaya olan tenkitlerini, kendisine en küçük bir eleştiri yöneltildiğinde ise kuyruğuna basılmış fare gibi gıcırdamaya başlar sonra gaza gelip atın dikilmeye münasip bir tarafı gibi, kendi kendine şahlanır durur.

    Çok dikkatlidir, ucu, eni ve boyu açık konuşur, açık yazar. Tenkit geldiğinde her bir tarafa sıvışabilir böyle davrandığında çünkü. Tarihselciyim der, tarihselciliğim sizin bildiğiniz gibi değildir, başkadır der. Ehl-i Sünnet’i çelişkiye düşmekle ve tutarlı olamamakla itham eder ama hiçbir konuda söylediği net bir şey yoktur bile.

    Velhâsılıkelam karabatak gibidir. Bir oradan batar, buradan çıkar, bir şuradan batıp öte taraftan çıkar, boğulup çıkamıyasıca… Yapılması gereken şey; alabildiğine kulaç attığı o tatlı suda kıstırıp ümüğünü sıkmak, kaçabilecek bir yer bırakılmayıp gevelemesine asla müsaade etmemektir.

    Karabatak demiştik değil mi? Keşke Karabatak olup da muhtelif hayvanlara yem olup gitmek yerine, kürkü/postu kıymetli bir kürk hayvanı olaydı da, dehşetle ve vahşetle kafasına tokmakla vurulup öldürülerek kürkü kevaşelerin beline kemer, kollarına çanta edilip de bir işe yarar olaydı…

    Gefällt mir

  2. *Yunus Hüseyin Yıldırım

    Ankara ekolü adlı islam muharriflerinin oluşturduğu özgün ve özgürlükçü islam anlayışı sloganıyla yola çıkan, esasında dini tahrifat ve tahribat maksadıyla hareket eden ve merkezi islam anlayışına soktukları fitnelerle meşhur güruhun önde gelen isimlerinden olan Çukurova Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Tefsir anabilim dalında Prof.luk ünvanıyla görev yapan Mustafa Öztürk’ün „Çağdaş Kadızadeli Vaiz Kumpanyasına Dair“ başlıklı yazısına cevaptır:

    *Kadızade Örneği

    -Kadızadenin kimler olduğunu bilmeden ya da Kadızade diye yakıştırma yaptığı kitlenin „Kadızadelik“ sınıfıyla epistemolojik bir bağı bulunmadığını gör(e)memek mantık ilminden anlamamak anlamına gelir.Zira, burada analoji bulunduğu varsayımının akabinde kurulan analojinin kıyas edilen tarafla gerçeğe uygunluğunu kontrol etmeden mantıksal bağ kurmak, mantık kurallarından bihaber olmayı değilse iftira etmek suretiyle saldırarak kendi Kur’an ayetlerinin bir kısmının masal olduğu söylemini gözden uzak tutma endişesinin neden olduğu tilki kurnazlığıdır.Zira Öztürk’ün Bediüzzaman Said Nursi‘ ye de iftira attığı (1) bilinmektedir.Problemle yüzleşmekten kaçma adına kitabındaki hezeyanlara hiç bir cevap verememesi yanısıra köşeye sıkışmasıyla zavallıca bilinçsiz savunma mekanizmasının devreye girmesi ise hakaret dolu ifadelerden kolayca anlaşılabilir. Bu tavırların sebebine gelince, durumu kurtarma çabalarının neticesi olmak kaydıyla saldırı üslubunu tercih etmesinin, başka türlü anlaşılabilirliği mümkün gözükmemekle birlikte verimsiz, beyhude uğraşlardır.Peki, Kadızadeliler kimdir?Hüseyin N. Yurdaydın’ın, Naima’dan naklettiğine göre;

    “ Dinleyenlerden biri bu vaizlerden birine,
    ‚kaşık kullanmak bir yeniliktir, bu konuda ne dersiniz?‘ diye sorar. Vaizin cevabı şöyledir:
    ‚Yemeği elle yesinler.‘
    Aynı kişi bu kez:
    ‚Peki kaşıkçı esnafı ne yapsın?‘ deyince vaiz, ‚başka iş tutsunlar‘ cevabını verir.
    Bunun üzerine aynı kişi şu soruyu sorar:
    ‚Peygamber zamamında çamaşır ve don yoktu. Şu halde sizlere göre, bunları giymek de bid’attır, yeniliktir. Onları kaldırır mısınız?“
    Vaiz bu soruya ‚evet, menederiz, peştemal kuşansınlar‘ cevabını verince soru sahibi dayanamayarak ‚efendiler halk-ı alemi soyup, baldırı çıplak çöl Arabı kıyafetine sokmak istersiniz‘ demekten kendini alamamıştır.“(2)

    Görüldüğü üzere Kadızadelilerin bid’atlere karşı duruşları sırasında gösterdikleri tutumların aşırılıkları ortadadır.Şimdi doğru soruyu sormanın tam zamanıdır.Öztürk neden o halde analoji kurmak suretiyle Kadızade benzetmesi yaptı?Cevap basit: İhsan hocanın e- mail adresinden hareketle..Acaba o e-mail adresi İhsan hocaya mı? ait.Ne dersiniz?Yoksa talebesine mi?..Neyse Öztürk’ün sığ bilgisinden mütevellid iftiralarına bir halka daha ekleyerek yazımıza devam edelim…

    *Ayetlerden bihaber Müfessir

    Evet görüldüğü üzere sırf saldırı gayesiyle karşısındakileri „Kadızade yobazı“ ilan eden bu mantık bilgisinden yoksun ukala Profesör, daha karşısında ağzına geleni saydırıp durduğu kişilerin kendi ilan ettiği sınıfla epistemolojik bağlantısı olmadığını dahi göremeyecek kadar ilim ve ilim adabından nasipsiz birisidir.Diğer taraftan Hüküm adlı „pespaye“ dediği derginin, Mekkeli Müşrikler gibi „Kuran kıssalarının tümünü tarihi hakikat olarak kabul etmek safdilliktir“ diyen Kıssaların Dili adlı Allah’a ve Resulüne masalcı muamalesi yapacak kadar pespaye ve iftira dolu bir kitap olmadığı aşikardır.Sermayeyi senin gibi fırsat düşkünü her fırsatta çağdaş(!), entelektüel(!) yönünü ispatla iştigal eden birinden başka biriyle anlamaya çalışmak çok yanlış olacaktır.Her fırsatta anti-paralel tellallığı yaparak kendi sermayenin tv borsalarında üstlere çıkması için kendini yırttığın da herkesce malumdur.Ve bunun altındaki aşağılanmışlığın nedeni şeklinde dışa vurduğun kibrinin seni „La hükme illa lillah“ sloganının ayet olmadığını dahi göremeyecek kadar körleştirdiğini göremediğinde.Şuursuzluğun bir yana tefsirde Profesör seviyesine yükselmiş biri olarak, haricilikle alakası olmadığını bildiğin halde bile bile sırf itibarsızlaştırmak namına insanlara yalan isnad etmeyle meşgul olmak yerine ukalalığı bir an bile olsa kenara bırakıp da Kur’andaki ayetlerde „La hukme illa lillah“ diye bir ayet var mı? yok mu? diye merak etseydin keşke.Bu merakla beraber herhangi bir Kur’an kursuna gidip hafız talebeler yetiştiren hocalara böyle bir ayetin olup olmadığını sorabilirdin böylece.“Zaten bir ayet yazdım onu da yanlış yazmayayım“ diye aklından geçiriverseydin ya!Şimdi bu kadar komik pardon trajikomik duruma düşer miydin?Eveti öyle sanıyoruz ki „la hukme illa lillah“ sloganını ayet zanneden echel’ül-cüheladan tecehhül etmiş bu cahilin „harici“ yakıştırmasının ilmi noktada kaale alınacak bir tarafı yoktur…

    *Paralel Destekli Sarkastizm

    Öztürk’ün karşı tarafı edepsizlikle suçlarken ahlaksızlığın zirvelerine kendi zihnindeki mevcut küçümseyiciliğin kendisini nasıl küçük düşürdüğünü görmezden gelerek tırmandığını görmemesi tuhaf bir duruştur.Öztürk’ün hali, karşısındakini entelektüel dindarlığından dem vurarak, retorik-gramer sahtekarlıklarıyla oyalayarak susturmağa çalışan birinin halini andırmaktadır.Kestirme yoldan muhatabını alaya alma ve meselenin bağlamını çarpıtarak, vermesi gereken cevap yerine, cevap vermiş olmak için cevap vererek ismi mezkur demagog safsata araçlarını ustaca kullanmakla gerçeği gizleme ve karalama amacı gütmektedir.Güya „ağlak vaiz“ örneğinden hareketle yaptığı çarpıtmanın ve imasının gayesi ise, İhsan hocayla, Gülen gibi örgütü içerisinde devlete sızan ihanet çetesinin birlikte anılması gerektiği gibi mesnetsiz bir algı yönetimi oluşturmaktır.Diğer yandan „bu da onlar gibi“ demek üzere onursuzca bir idealize edimi ve çirkefliğin gelindiği noktanın görülmesi açısından oldukça ilgi çekici bir teşbihtir.Kaldı ki 17 Aralık olaylarıyla ilgili İhsan hoca da açıklamada bulunmuştur.(3)Amma gel gör ki Öztürk onun senin kadar sermaye sevdalısı olmak, zevzeklik (zevzevlik değil bkz. TDK Sözlüğü) yapmak yerine halka vaaz vererek konferanslara katılma, talebe yetiştirme, islam medeniyetinin ihyası için sinesi imanlı dolu bir gençlik hedefi olduğundan Tvde anti-paralel show yapmamaktadır.Onun daha ziyade anti-seküler ve anti-marjinal merkezli islamı yaşama ve yaşatma için mücadele gayeleri var.İnandırıcı olabilmek için önce ahlaklı ve gerçekçi olmak gerekir.Böyle marjinal olanla merkezi olanı karşı karşıya getirerek insanların dini algılarında „teolojiye dayalı söylemsel özgürlük“ hezeyanlarına itikatta meşru dayanak aramakla, ehl-i sünnetin yıllar önce inşa ettiği ve yıllardır muhafaza ettiği ortak dini algıyı fitne fücurlarla yok etmeğe uğraşmanın karşılığı olarak kesilecek faturanın bedeli çok ağır olur.Ve olmuştur da…

    *Geleneğe göre hüküm vermek Haricilik mi?

    Son olarak Öztürk’ün haricilikten, kadızadelikten, Gülen irtibatlandırmasından anlaşılan hakikat, İhsan hocanın eleştirdiği Kıssaların Dili adlı dini tahrif hezeyanlarıyla ma’lul kitaptaki mevcut kurandaki kıssaların bir kısmı masaldır böyle olmadığını söylemek safdilliliktir uydurmalarına cevap vermek yerine, Kur’an-ı Kerim’e marjinal perspektifi doğrultusunda anlamlar yüklemiştir.Kur’an kıssalarının yanlış anlaşılmasına ve dolayısıyla Kur’anın doğru anlaşılmasını engelleme kampanyasına hizmet eden bu anlamları Öztürk; „vaiz kumpanyası, yobazlar, hariciler, tekfirciler, katiller“ gibi gramer-retorik-sahtekarlıklarıyla temayüz eden batı kökenli aşağılayıcı sıfatlandırmalarla çarpıtarak, hakaret ederek problemle yüzleşmekten kaçarak kurtulmaya kalkmaktadır.İslam tarihinde ehl-i sünnet dışı anlayışla temayüz etmiş bir ekol olan hariciliğin dayanaktan yoksun tarzda ehl-i sünnet alimine nisbet edilmesi, acil psikolojik destek almayı zorunlu kılan içler acısı bir vaka-yı şeriyyedir.Kur’ana yıllar önce Mekkeli müşriklerin söylemlerinden bilindiği haliyle bid’at soktuğunu örtbas etme gibi ucuz muhalefetlerle marjinaliğini sataşma yoluyla gündemden düşürmeye çalışmaktır.Ve hepsinin ötesinde ehl-i sünneti, haricilikle özdeşleştirmek gibi derin cehaleti de içerisinde barındırır.Böyle bir düşünce ancak, hakim mevkideki merkezi islami algıyı düşman mesabesinde görme ve yok etme arzusuna yönelik hizmet hedefi kökeninden gelir.Zira, bunlara göre geleneğe göre hüküm vermek demek hep basmakalıp hep aynı şekilde hariciler, kadızadeliler gibi hüküm vermek demektir.Yani kısacası Öztürk, siz kısır döngü olan ehl-i sünnet doktrinin dayattığı atgözlüğüyle bakıyorsunuz ben ise batının özgürlükçü terminolojisiyle islamı anlıyorum(!) demek istemektedir.Öztürk yazısındaki ümitsizliğinden anlaşılıcağı üzere, merkezi algının ehl-i sünnet olduğunun ve kendi marjinal uydurması olan kur’ana masal diyen ve kendisinin „ilmi değerlendirme“(!) adını verdiği hezeyan olduğu apaçık ortada olan fitnelerinin sonunun, tarihe gömülen neo-mu’tezilenin malum sonundan farklı olmayacağının farkındadır.

    (1)http://www.risalehaber.com/said-nursiye-iftira-atan-ilahiyatciya-cevap-218989h.htm

    (2)Türkiye Tarihi 3, Hüseyin G. Yurdaydın, Sina Akşin, Zafer Toprak, Ayla Ödekan, Metin Kunt, Suraiye Faroqhi, s.253

    (3)https://www.youtube.com/watch?v=9Zs6lkqrCyI
    Said Nursi’ye iftira atan ilahiyatçıya cevap
    http://www.risalehaber.com

    Gefällt mir

  3. Pingback: Mustafa Öztürk: Vaiz Şenocak Vakası | Serdargunes' Blog

  4. Pingback: Mustafa Öztürk: Kur’an ve Tarihsellik Hakkında Belirtmem Gereken Birkaç Husus | Serdargunes' Blog

  5. Pingback: Mustafa Öztürk: Pe-re-feden Edep Timsali ve İrfani Nezaketin temessül Etmiş Şekli Olan Vaizime | Serdargunes' Blog

  6. Pingback: Şenocak – Öztürk Tartışması Nasıl Başladı Neler Oldu? | Müsellem.net

  7. Pingback: Mustafa Öztürk: İslamcılık vadisinde Fazlur Rahman | Serdargunes' Blog

  8. Pingback: Mustafa Öztürk: Biz Müslümanlarin “ÖTEKİSİ” ve “BERİKİ”sine dair | Serdargunes' Blog

  9. Pingback: Mustafa Öztürk: Dücane Cündioğlu’na Yönelik Linç Girişimine Dair | Serdargunes' Blog

  10. Pingback: Mustafa Öztürk: Modernist Kur’an Okumaları ve Aleviliğin Din Tasavvurları | Serdargunes' Blog

  11. Pingback: Mustafa Öztürk: Tarihselcilik ve Yorum. Ankara – 16.04.2015 | Serdargunes' Blog

  12. Pingback: Mustafa Öztürk: İnsan-Tanrı İlişkisinde Sivilliğin İmkânı | Serdargunes' Blog

  13. Pingback: Mustafa Öztürk’le Sözden Öte: Türkiye’de İslam (Kanal 24 – 25.04.2015) | Serdargunes' Blog

  14. Pingback: Mustafa Öztürk: Ramazan, Kadir Gecesi ve Mevsimlik Müslümanlıklar Üzerine | Serdargunes' Blog

  15. Pingback: Mustafa Öztürk: Benim Tarihselciliğim | Serdargunes' Blog

Schreibe einen Kommentar

Trage deine Daten unten ein oder klicke ein Icon um dich einzuloggen:

WordPress.com-Logo

Du kommentierst mit Deinem WordPress.com-Konto. Abmelden / Ändern )

Twitter-Bild

Du kommentierst mit Deinem Twitter-Konto. Abmelden / Ändern )

Facebook-Foto

Du kommentierst mit Deinem Facebook-Konto. Abmelden / Ändern )

Google+ Foto

Du kommentierst mit Deinem Google+-Konto. Abmelden / Ändern )

Verbinde mit %s